BAYİNİZ OLAYIM YETER

              İşçilik… Patron kostümü altında, varını yoğunu ve bütün birikimini bir markaya teslim ederek işçilik!

Dünya’ nın küresel olarak internette çok bilinen, tanınan bir markası olmak için harcanan tanıtım bütçeleri sonrasında nasıl oluyor da dev bir musluktan su akar gibi paraya dönüşüyor bunu merak ettim ve araştırdım.

Eskiden iyi bir müşteri portföyünüz olması için işinizi çok iyi yapmanız gerekirdi. Sonraları bu biraz evrilerek, ‘’Reklamın iyisi kötüsü olmaz!’’ halini aldı. Bugün ise, bas parayı, adını duyur, merak ettirir ve bekle gelsin şeklinde, cep telefonu, bilgisayar, televizyon ve sokak afişleri ile her yanı kuşatılmış tüketicinin zihnine destursuz giren bir hal aldı.

Peki bu düğmeye kim basıyor?

Aslında mesele isim olmakta! Önce şöyle afilli bir marka adı bulacaksın. Sonra bu isimle yapacağın işi ve hedef kitlenin davranışlarını inceleyeceksin. İyi bir reklam bütçesi de ayırırsan çok çok bir yılda, hatırı sayılır derecede adı bilinen bir marka olabilirsin! Peki esas hedef bu mu? Hayır elbette! Yarattığın markayı pazarlayarak, senin yerine delice çalışacak insanlara ihtiyacın var. Bunlar öyle insanlar olacak ki; elinde avucunda ne varsa sana getirecek, tabelanı asacak, malını satacak ve çok küçük karlar ile, sırf markana yaslanıp işini garantiye almak adına belki bir ömür sana sadık kalmayı kabul edecek!

Üstelik Türkiye’ de bunu yapmak için; bir Türk şirketi bile olmana gerek yoksa, ‘’isim hakkı’’ ‘’marka kullanım koşulları’’ adı altında olduğun paranın hesabını soracak bir sistem oturmamışsa, ‘’bayilik’’ koşullarını kabul ettiği an, markanın bir hissedarı gibi hissettiriyor isen, bundan daha karlı iş bulman zordur.

Türkiye’de bir markanın bayiliğini alırken ödenen isim hakkı bedellerini kim denetliyor? Neden bir raiç yok? İsteyen, istediği fiyat politikasını neden uygulayabiliyor? Alınan bu toplu paraların doğrudan yurt dışına gitmesine neden göz yumuyoruz?

Bugün bayilik veren bir markanın, uyguladığı ağır koşullar ve kotalarla, edindiği kar marjını neye harcadığını biliyor musunuz? Elbette ki daha çok reklam, daha çok bayi ve daha fazla yatırımcıya ulaşmak için harcıyor!

Buna bir de diğer pencereden bakalım;

Kendi yağında kavrulurken, ortalama 3000 TL  geliri ve bir evi olan bir yatırımcı adayı, bir başka şirkette çalıştığı pozisyondan, ‘’Kendi işinin patronu’’ olma hayali ile bir kuruluştan bayilik almak istiyor. Makul olanlar müstesna, uygulanan fiyat ve marka yönetim politikaları yüzünden, sırf bu hayalini gerçeğe dönüştürebilmek için evini satıp, üzerine kredi çekip elinde avucunda ne varsa markaya teslim ediyor. Marka, bu parayı alıp, süslü laflarla başlayan ama zakice düzenlenmiş bir protokolü imzalatıyor. Biraz ürün verdikten sonra, yatırımcının tek şansı kalıyor, başarmak! Çünkü kardan pay alıp, aylık aidat ödeyip hem de diğer rakipleri ile mücadele etmesi kolay olmayacaktır. Peki başaramazsa ne olur? Başaramazsa, marka yetkilisi ‘’ Markanın adını lekeliyor’’ diye kapatma hakkına sahiptir. Aylık ürün kotası veya akıl almaz hava paralarını alınca dayanacak gücü kalmadığına ise hiç bakan olmaz.

Gerçek bayilik sistemi ise dürüst bir anlayışla yapılırsa, iyi bir kazanç kapısına dönüşebilir. Bunun temel koşulları ise şöyledir;

  • Düşük bütçeli yatırımcılara hitap edebilmek yani 10.000 TL’ den bile bir yatırımcı olunabilecek bir sisteme sahip olmak.
  • Aylık ürün kotası uygulamadan iş gücünü 6 ay veya 1 yıla bölebilmek, yayabilmek.
  • İsim hakkı talep etmemek ama bölge koruma lisansı vererek bir bayinin diğerine olan mesafesini yatırım gücüne göre adil dağıtmak.
  • Yatırım bütçesi ve organizasyon kabiliyeti olan bir yatırımcı ile, kar marjını ve sorumluluklarını paylaşabilmek.

Peki bunu yapan kaç kuruluş var?

GLOBOWAX tam da bu noktada, küçük ve orta ölçekli yatırımcılara hitap eden kusursuz sistemi ile, yarattığı farklı ve yüksek kaliteli hizmeti paylaşıyor ve kazanç kapısı olabilmenin en şeffaf halini kendine prensip edinerek emin adımlarla büyüyerek ilerliyor.

Bir markanın işçisi olarak patron görünümü kazanmak mümkün değildir. Kendi işinizin patronu olmak, güven ve cesaret gerektirir.

Birlikte büyümeyi göze alamayanlar, büyüyen cesurların gölgelerinde esir olurlar.

Burak AKÇAYÖZ

GENEL KORDİNATÖR

TOP